30 Nisan 2009 Perşembe

Karadeniz fıkrası

Sezon başlarken iskeleti tamamen değişmiş bir takım. Song ve Sylla hariç hepsi genç, gelecek vaat eden 20'nin üzerinde oyuncu transfer edilmiş. Hedef de, 'Geleceğin Trabzonspor'unu yaratmak' olarak açıklanmış. Takımın başına da, sistem adamı olan, istediği sistemi oturttuktan sonra da seyrine doyum olmayan takımlar yaratan Ersun Yanal getirilmiş...

Günlük düşünen yönetici tipini aksine, sezon başında 'Bu sene hedefimiz şampiyonluk değil' diye açıklamalar yapılmış. Son yılların futboldan en uzak liginin yaşandığı bu yıl, Yanal'lı Trabzonspor zaman zaman iyi futbol oynayıp, bir ara liderlik koltuğuna bile oturmuş. "Geleceğin Trabzonspor'u" iyi sinyaller vermeye başlamış...

Ancak sezon başında, 'Hedef şampiyonluk değil' diyen yönetim, alınan birkaç kötü sonucun ardından, homurdanmaya başlamış. Sonunda da Ersun Yanal ile yollar ayrılmış. Yıllardır yapılan hatalardan ders almayan yöneticiler, bakalım bu kez hangi teknik direktörün başını yakacak...

26 Nisan 2009 Pazar

Resmen dalga geçiyor

Tahminimizde yanılmadık... Kulübeden bu saha hangi şekilde görünüyor bilmem ama, Aragones resmen dalga geçen açıklamalar yaptı...
Fenerbahçe Teknik Direktörü Luis Aragones, 90 dakika sonrası herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı. Tecrübeli teknik adam, takımının iyi oynadığını savunarak "Belki puan kayıpları devam ediyor. Ama bu sonucu hak edecek bir futbol oynamadık bugün. Topa daha fazla sahip olan, pozisyonlar arayan, bulan bizdik. Kötü, kaybetmeyi hak edecek bir oyun sergilediğimizi sanmıyorum. Ama olmadı, kazanamadık" ifadelerini kullandı. Aragones, şampiyonluk şanslarıyla ilgili olarak "Geçen haftaki sonuçtan sonra bu haftaki mağlubiyetle şampiyonluktan uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaştık. Futbolda her zaman bizim başımıza gelenler diğer takımların başına da gelebilir, ama biz şampiyonluktan iyice uzaklaştık" değerlendirmesini yaptı. İspanyol çalıştırıcı, "Yeni sezon için herhangi bir çalışma var mı" sorusuna ise, "Ben buraya gelecek yılla ilgili değil bu maç hakkında konuşmaya geldim. Önümüzde hala bir kupa var. Onunla ilgili düşünceler var" diyerek kaçamak bir yanıt verdi.

25 Nisan 2009 Cumartesi

İstikrarlı işkence!..



Sadece futbolda değil, hayatın her alanında eğer başarı varsa, başarıyı getiren unsurların istikrarı için mücadele edersiniz! Şu an Ankaragücü, Kadıköy'de 2-0 önde. Ve maçın dönmesi üzerine uzaktan yakından bir umut yok. Kimbilir, bizim "Hacı Dede" birazdan çıkıp, "İyi pas yapamadık, ama maçın genelinde daha iyi olan taraf bizdik" gibi ifadeler kullanabilir. Bugünden itibaren, hatta dün neden yapılmadığını anlamadığım şekilde, Aragones'in biletini almak, bu takıma Özgür Çek, Gürhan başta olmak üzere genç ve forma aşkına sahip oyuncuları monte etmek gerek...

Eğer "istikrarlıyız ve Aragones'le devam edeceğiz" derseniz, bunun adı sadece...

İSTİKRARLI İŞKENCE olacaktır, biliniz!

24 Nisan 2009 Cuma

Defolun gidin!

Diğer santrfor konuya değindi ama biraz hafif kaldı bence...
Bodozlama konuya dalmak bize düşüyor!
1- Fenerbahçe takımı Galatasaray'la oynarken takımını desteklemek yerine yönetimle uğraşmak kelimenin tam anlamıyla vatan hainliğidir!
2- Bu adamları zamanında kullanan, sokağa döküp "Aman bizi bırakma" diye yürüyüş yaptıranlar, bugün ne kadar karşısında dururlarsa dursunlar; bu ayıbın çıkış noktasındaki suç ortaklarıdır!
3- Bu grubu tribünden temizleyeceğim diye bugün "hadi koçum" edasıyla sırtını sıvazladığınız diğer grupların da yarın nemaları kesildiğinde "esip" benzer tavırlarda bulunmamaları için hiçbir neden yoktur!
4- Dünya kulübü olmanın hangi kriteri içinde taraftarı birbirine kırdırmak yatar bilinmez!
Ve maçla ilgili özet...
FENERBAHÇE TOO GOOD FOR GALA!!!

Bırakın maç izleyelim...



Bunun böyle olacağı çok önceden belliydi... Bir takımın taraftarı, takımının değil taraftar grubunun adını haykırıyordu maçlarda. Yönetim de işine geldiği için sesini çıkarmıyordu. Ne zaman ki yönetimle arası açıldı, taraftar grubu ‘tu kaka’ oldu. “Tek kimlik Fenerbahçe” sloganları da birkaç yıl gecikmeli ortaya çıktı.
Artık maçlara giden taraftar, ‘ağız tadıyla’ maç izleyemiyor. Bugün de öyle oldu. Sarı-lacivertliler, ‘ezeli rakibi’ Galatasaray’ın karşısına çıkarken bile, Abdi İpekçi’nin tribünlerinin üç yanında “Yönetim istifa” sloganları yankılanıyordu. Maç adeta, slogan atanlarla onu susturmaya çalışan taraftarlar arasında geçti.
Tatsız tuzsuz maça gelecek olursak, iki takım arasındaki bariz kadro eşitsizliği, ilk dakikalarda kendini gösterdi. Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın yumuşak karnı olan pota altını zorlamasına bile gerek kalmadı. Henüz ilk çeyrekte kopan maçın kalanı, Play-Off öncesi antrenman şeklinde geçti.
Maçta taraftarın saçmalıkları dışında gözüme batan iki şey vardı. İlki, mahalle arasında tek pota maçta bile sahaya almayacağım Marcus Green’in, Willie Solomon’un yerine ilk 5 başlamasıydı. Diğeri ise, Gordan Giricek’in takımdan kopuk, formundan uzak oyunuydu. Hırvat yıldız, özellikle savunmada takımını 1 kişi eksik bıraktı...
s.t.a.

7 Nisan 2009 Salı

Flaş. Flaş.. Flaş... Lugano ve Volkan Galatasaray'da (!)



Yeni sezonda Avrupa'da büyük işler yapmayı hedefleyen Galatasaray, Fenerbahçe'nin süper yıldızı Lugano'ya el attı. Fenerbahçe'ye sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Uruguaylı yıldızın menajeri Juan Figer'le temasa geçen Başkan Adnan Polat'ın, "Paramız pulumuz yok. Ama Galatasaray Adası'ndan size devre mülk veririz. Seyrantepe'den bi arazi de sizin için bağlarız" diyerek bu transferi bitirdiği öğrenildi!.. Bununla da yetinmeyen Polat, kaleci Volkan Demirel'i de mutlaka kadroya katmak istediklerini söyledi!

**
Diye...
Bir haber okursanız, şaşırmayın!
Nedeni "İmpals maskara" falan değil tabii ki! Yıllardır sahnelenmesine karşın kimsenin "Bu ne ayıptır" demediği bir gelenek!
İki hafta önceki Bursa maçından önce Mustaf Sarp gündemde değil miydi?
Neymiş efendim! Dün de Gaziantep maçı öncesinde, Tabata ve Murat Ceylan için "Kaç para" diye sormuş Polat!
Sorar!... Kayseri maçlarından önce Mehmet Topuz, Galatasaray için 'Maradona'dır hep! İlla ki talip olunur!
Ee... Haftaya da Fenerbahçe maçı var... Lugano ve Volkan Demirel'e olan aşkları bu haftaya da damga vurursa şaşırmam...
Hatta, gazetelerden önce buraya yazalım... Galatasaray'ın geride kalan 8 haftaki transfer listesi!
Fenerbahçe maçı öncesi: LUGANO-VOLKAN DEMİREL (Selçuk'a da göz kırptılar)
İstanbul Belediye öncesi: İBRAHİM AKIN-SERHAT (Abdullah Avcı'yı da unutmadık)
Ankaraspor maçı öncesi: ÖZER HURMACI-EDİZ (Baki Mercimek neden olmasın!)
Hacettepe maçı öncesi: ORHAN ŞAM (Ergün, seneye yardımcı antrenör olarak düşünülüyor)
Ankaragücü maçı öncesi: MURAT DURUER-ELYASA (Hikmet Karaman hoca adayları arasında)
Gençlerbirliği maçı öncesi: MUSTAFA PEKTEMEK (Troisi-Kewell hemşehri kardeşliği)
Beşiktaş maçı öncesi: DELGADO-İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Geleneksel Demirören-Polat yemeği)
Sivas maçı öncesi: MEHMET YILDIZ-KAMANAN (Abdurrahman'a da yakın markaj)

Aragones, Fener'in prestijini arttırdı(!)



Haber, Milliyet Gazetesi'nde yer almış, yukarıdaki başlık maraton.com.tr'den...
Fenerbahçe, bu yaz İspanya’da düzenlenecek Endülüs Barış Kupası’na katılma kararı almış...
Real Madrid, Juventus, Sevilla, Aston Villa ve O. Lyon gibi ünlü kulüplerin yer alacağı turnuvada kupayı kazanan takım 2 milyon euro alacakmış!...
Fenerbahçe’nin dünyaca ünlü yıldızları bünyesinde barındırması ve Teknik Direktör Aragones’in şöhreti, Fenerbahçe’nin Avrupa çapındaki prestijini daha da artırmış!...
Fenerbahçe’nin turnuvaya çağırılmasındaki en büyük faktörün, Teknik Direktör Aragones olduğu ifade edilmiş!

***

Bak sen!
Prestij nedir bilir misiniz siz?
8 takımlı bir turnuva düşünün... Real Madrid'in giremediği, Inter'in uzaktan izlediği, Milan'ın, Lyon'un, Celtic'in, Sevilla'nın "Ah biz de orada olsak" diye iç çektiği!..
Bu turnuvanın içinde olmaktır prestij!
"O turnuva ne zaman oynandı" diye düşünen abiler varsa, zahmet edip Şampiyonlar Ligi'nin 2007-2008 çeyrek final arşivine bakıversin!
Porto'nun, Dinamo Kiev'in arkasında kalıp Şampiyonlar Ligi'ne veda ettikten sonra bu özel turnuvalarla mutlu olanlara da söyleyecek tek bir sözüm olabilir!
Bunlar "ezik" muhabbeti!
Sevginin kol gezdiği toprakları, kurak çöle çeviren Dede Efendi'ye de şöyle seslenelim...
İstemem seni... Ne sevgini, ne prestijini!

5 Nisan 2009 Pazar

Var mısın, yok musun?





Uzun zaman olmuştu, Fenerbahçe'nin gülen yüzünü görmeyeli... Başkanıyla, hocasıyla, oyuncusuyla...

İşte böyle olmalı Fenerbahçe...

Ne diyordu İslam Baba, yıllar önce yazısında...

"Türkiye'de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, parakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler fuldur..."

Yani Fenerbahçe halkın takımıdır... Sıfatı ister başkan, ister başbakan, isterse cumhurbaşkanı olsun, halkın takımını, halktan uzaklaştıramaz...

Bu açıdan Acun Ilıcalı, teşekkürü hak etmiştir... Dileğimiz en kısa sürede, Fenerbahçe'nin iletişim danışmanı olarak görmek kendisini!

Gecenin sorusu da şu olmalıydı bence...

"Halkın içine girmek için.... Var mısın, yok musun FENERBAHÇE!"

2 Nisan 2009 Perşembe

Güiza!



Del Bosque, Türkiye maçları öncesinde Türk basınına maraton halinde röportaj verirken, Güiza için son derece anlamlı bir ifade kullanıyordu:

"Fenerbahçe, Güiza'yı kullanamıyor. O, rakip savunma arasında ofsayta düşmeden araya koşular yapan, gole yakın bir oyuncudur. Ama Fenerbahçe'nin oyun tarzı bu değil!"

Budur!

Mallorca'da 27 gole taşıyan da budur Güiza'yı... Rakip savunmanın arasına ve arkasına yaptığı koşularla bir anda kaleciyle karşı karşıya kalma özelliği... Orta sınıf takımlarda, rakip savunmanın öne çıkmasıyla pozisyon bulma ihtimali her zaman fazladır... Zaten dikkat edenler, EURO 2008'de de Aragones'in Okçu'yu 1-0 öne geçtikten sonra oyuna aldığını hatırlar!

Nitekim, Ali Sami Yen'de de Riera'ya asist yaptığı pozisyon, Güiza'nın karakteristik özelliklerini en iyi anlatan fotoğraflardan biri... (Bursa maçı da öyle tabi)

Pekiii...

Bu Güiza, Fenerbahçe için uygun seçim midir?

I ıhh!

Zaten Del Bosque'nin açıklaması bile, Güiza için son derece net bir tablo ortaya koyuyor. Savunmanın arkasına koşu yapan, kontratak özelliğine sahip bir oyuncu mudur Fenerbahçe'nin aradığı santrfor?

Yoksa pivot özelliklerine sahip, top indiren, sırtı dönük olarak kanatlara oyunu açan (Bkz: Semih Şentürk) bir golcü müdür?

14 milyon euroluk Güiza'nın Fenerbahçe'deki performansı sorgulanırken, "çerez parasına" alınan Nobre'nin oynadığı dönemde neden takımın en önemli dişlilerinden biri olduğu anlaşılmaz mı?

Aragones'in Fenerbahçe'yi Atletico Madrid gibi gördüğünden şüphem yok... Ama yönetim de bu takımı Mallorca'yla aynı kefeye koydu ya!

Pes!!!


Vatan haininden sevgilerle!!!




Söz konusu Fatih Terim olduğunda tek bir yorumum vardır...

Bir milli takım hocası, o ülkeyi takımı arkasında "destekleyenler" ve "desteklemeyenler" olarak ikiye bölebilme başarısını (!) gösteriyorsa eğer... Orası sözün bittiği yerdir... İsterse kalkıp dünya kupasını getirsin... Gitmesi gerekir...

Dünyaya Kafdağı'nın arkasından bakan tavrını mı anlatsak, insanları "İçimizdeki düşman" olarak yaftalama çabasını mı?

"Ders almam, ders veririm" geyiği daha hafızamdaki tazeliğini korurken, dün bir kez daha isyanın doruk noklarına taşıdı Sinyor Terim beni...

Daha basın toplantısı için kapıdan içeri girerken söylediği ilk cümleye bakın...

"YÜZÜN GÜLÜYOR İSMAİL!"

Bu nasıl bir hedef göstermedir?

Söz konusu İSMAİL, Hürriyet'in Beşiktaş muhabiri İsmail Er... Suçu, İspanya maçıyla ilgili yazdığı "2 maçı da kazanamayız" kritiği ve maç öncesi "2002 Dünya Kupası'ndaki takımdan" söz etmesi...

Vay efendim vay...

Sen nasıl olur da, Sinyor Terim dururken "köylü" Şenol'un takımından örnek verirsin!

Vatan hainisin İsmail!

Basın toplantısındaki tavırlar... "Kazanınca kimse gelmiyor, kaybedince bazıları burada" tarzı, buram buram düşmanlık kokan ifadeler...

Bu ülkede, futbolla ilgili bir düşünceni açıklamak neden vatan hainliğidir acaba?

Türkiye 1-0 öndeyken bile yakın arkadaşıyla "İspanya kazanır" diye bahse girmiş biri olmak, utanılacak bir şey midir?

İspanya'nın bize iki gömlek fazla olduğunu söylemek, "düşman" ya da "içimizdeki İspanyol" olma sebebi midir?

Öngürünün adı vatan hainliğiyse eğer...

Sonuna kadar hainim arkadaş!!!