25 Şubat 2009 Çarşamba

Ne olur dönme Zico...


Madem ki diğer santrfor açtı arşiv işini, bir arşiv yazısı da benden... Yazıldığı tarihten bu yana 5 ay geçse de değişen pek bir şey yok aslında. Tek olumlu değişiklik Zico'nun CSKA Moskova'nın başına geçmesi sanırım...

Ne olur dönme Zico...
Bazı takımlar vardır... Başarıları, kupaları değil, kimlikleriyle akıllarda kalır, kaybettiği maçlar değil yaşattığı gurur dolu anlarla hatırlanır...
İşte sen böyle bir takım yaratmıştın bize. Skor ne olursa olsun, rakip kim olursa olsun tek amacı futbol oynamak olan bir takım...
Oyunu çirkinleştirmeyi aklının ucundan bile geçirmeyen, rakiple, hakemle değil, sadece topla uğraşan bir ekipti seninkisi...
Yıllar yılı 'Kaybedeceksek de böyle oynayıp kaybedelim' diyen bir taraftarın takımına gelmiştin sen.
Sahadaki tek beklentisi 'hak ederek kazanmak' olan, başkasından kesinlikle medet ummayan bir takımın başına...
Başlarda belki pek anlayamadık seni. Evet çok büyük bir oyuncuydun, ama Capello'ların, Scolari'lerin ismi ortada dolaşırken senin gelmen soru işaretleri yaratmıştı.
İlk yılında, yani 100. yılda yaşanan şampiyonluk çok kişiyi tatmin etmese de, UEFA Kupası'ndaki Newcastle ve AZ Alkmaar maçlarında ışık görünmüştü sanki.
Sonraki sezon biraz daha kafandaki takım olmuştu sanki Fenerbahçe. 'Üvey oğlun' Deivid'i orta sahaya monte etmiş, sol kanadı da vatandaşların Roberto Carlos ve Wederson'la güçlendirmiştin.
Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Anderlecht'i rahatlıkla deviren takımda, en çok dikkati çeken şey, kendine güvendi...
Bu bizim pek alışık olmadığımız bir şeydi doğrusu. Biz ki '0' çektiğimiz sezon, orta sahayı geçemediğimiz Barcelona maçının 90 dakikasında yediğimiz gole üzülmüştük. Biz ki, UEFA Kupası'nı kaldıran ezeli rakibimizi deplasmanda, ceza sahasına giremeden 1-0 yenince sokağa dökülmüştük...
Sen bize, gerçekten isteyince ve inanınca, neler yapılabileceğini uygulamalı olarak gösterdin... Şampiyonlar Ligi'nde, gol yiyince bile yıkılmayan, mücadeleden asla vazgeçmeyen bir takım izletmenin gururunu yaşattın. Futbolculuğunda olduğu gibi, geriye çekilerek değil, futbol oynayarak maç kazanılacağını bir kez daha ispatladın.
Ve bize, 100 yıllık kulüp tarihinin en büyük gururlarından birini yaşattın. Elendiğimiz Chelsea maçında, Stamford Bridge'de rakip takımın vakit geçirmek için topu köşe gönderine kaçırması bile, senin ne kadar büyük bir iş başardığının göstergesiydi. Kimbilir kaçımız, öyle bir anın geleceğinin hayalini kurup da, kendi bile inanmamıştı...
O gün kaç kişiye sorsanız, 'ligde şampiyon olmasak da olur' derdi... Ama sezon sonunda senin havaalanından gidişini gördük valizlerinle...
Evet belki şampiyon yapamamıştın takımı. Ama kulüp tarihinin en başarılı hocası olman için, şampiyon yapmana da gerek yoktu hani...
Takımlar vardır, başarılarıyla değil, kimlikleriyle hatırlanır. Sen hem bize, hem kendine öyle bir takım olmanın gururunu yaşattın...
Bugün senin miras bıraktığın takım, ligin 5. haftasında 3. kez mağlubiyeti tattı.
Yarın öbür gün 'Zico geri dönüyor' diye yazılıp çizilmeye başlanır. Ama sen de biliyorsun ki, hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Sen bize yaşattığın güzelliklerle anılmayı hak ediyorsun...
O yüzden, ne olur dönme Zico...
26.09.2008
s.t.a.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder